1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Yemenicilik hakkında bilgi

Konusu 'Ansiklopedik Bilgiler' forumundadır ve Aşk'a İnanmışt'ı tarafından 15 Aralık 2014 başlatılmıştır.

  1. Aşk'a İnanmışt'ı

    Aşk'a İnanmışt'ı Genel Yönetici Staff Member

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    23.174
    Beğenilen Mesajları:
    2.143
    Bulunduğu Yer:
    ŞANLIURFA
    Tuttuğu Takım:
    GALATASARAY
    Skype:
    fehmi56397
    Yemeni Büyük Larousse ansiklopedisinde iki şekilde tanımlanıyor: Birinci tanıma göre yemeni “üzeri elle boyanarak veya kalıpla basılarak renk ve desen verilen ve kadınlar tarafından kullanılan bir baş örtüsü”. İkinci tanım ise yemeniyi “kısa konçlu hafif ve kaba bir çeşit erkek ayakkabısı” olarak tarif ediyor. Bu yazımızda ele alacağımız ve başlıkta adı geçen “yemeni” ikinci tanıma uyan “kaba bir erkek ayakkabısı” olandır.

    Biraz daha geniş bir tanım vererek başlayalım. Yemeni tabanı manda derisinden yüzü ise sahtiyandan (tabaklanmış ve cilalanmış teke derisi) ibaret tamamen el emeğine dayanan sağlıklı giyimi kolay bir erkek ayakkabısıdır. Günümüz ayakkabı reyonlarında gördüklerimize göre yemenilerin biraz kaba bir görüntüsü olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yemenilerin hepsinde taban bulunmayabilir; tabansız olarak imal edilenleri de vardır. Yemeninin Güneydoğu illerimize Suriyenin Halep şehrinden geldiği söylenmektedir.

    Buna göre ilk yemenileri Suriyede yaşayan Yemen kökenli “Yemen-i Ekber” adında bir usta dikmiştir. Bu durum “yemeni” kelimesinin etimolojik kökeni ile de ilgili bilgi vermektedir. Önceleri daha çok Suriyede icra edilen bu meslek daha sonradan vatan sınırları içinde kalan Gaziantep Şanlıurfa Mardin Kilis vb. Güneydoğu illerimizde sürdürülmüş ve bu illerimizde yaygın olarak halkın günlük yaşamında önemli yer tutan bir iş kolu haline gelmiştir. Gerçekten de Cumhuriyet kurulmadan önceki Osmanlı İmparatorluğu döneminde yukarıda sayılan tüm bu illerimiz imparatorluğun Halep Eyaletine bağlı illerdi.

    Yemeni diken ustaya Farsça “keşfger” Türkçede ise “köşger” denir. 1920li yılların başlarında Gaziantepte 400 kadar yemenici dükkanı olduğu söylenir. Şehrin o dönemde 30.000i aşmayan nüfusu göz önüne alınırsa bu sayı yemeninin bir ayakkabı olarak ne kadar yaygın biçimde kullanılıyor olduğuna dair bir fikir vermektedir.

    Yemeninin farklı bölümleri için farklı malzemeler kullanılır. Tabanı manda derisinden yüzü keçi derisinden iç astarı koyun derisinden iç tabanı sığır veya keçi derisinden ve son olarak da kenarı oğlak derisinden olmak üzere toplamı beş farklı hayvanın derilerinin zahmetli bir süreçle dikilmesinden oluşur. Sığır derisi boyalı olmakla beraber manda derisi kendi rengindedir boyasız olur. Sahtiyanın ise siyah gül şeftali dediğimiz parlak kırmızı annabi denilen mor yalnızca kısa konçlu olan ve “edik” adı verilen yemeni çeşidinde kullanılan sarı rengi bulunur.

    Yörede bol miktarda bulunan sumak yaprakları bu derilerin tabaklama işleminde kullanılırdı. Sumak yaprağı ile tabaklanan derilerin daha dayanıklı ve daha sağlıklı oldukları bilinmektedir. Bugün çeşitli kimyasallar kullanılarak tabaklanan derilerin daha sağlıksız ve dayanıksız olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Yemeni ökçesiz olarak tersinden dikilir. Tekrar doğru tarafına çevrilerek kalıba sokulur. Etrafının düzgün bir şekilde kesiminden sora kalıptan çıkarılır. Kenarları balmumu ile sıvazlanmış sicimle dikilir. “Köşger iğnesi” denilen irice bir çuvaldıza bağlanmış sicim “biz” denilen kösele delicinin yardımı ile yemeninin kenarlarına itina ile dikilir. Dikişi bitmiş bir yemenin içine baktığımızda elle 6 sıralı dikiş görürsünüz. Yemenilerin tabanı ile iç astarı arasına yemeni ustaları kil koyarlar. Bunun nedeni ise giyen kişinin vücut elektriğini toprağa vererek tüm vücudun rahatlamasını sağlamaktır.
    Yemeniler nasır ve mantar türevi ayak rahatsızlıklarına neden olmaz bu tür rahatsızlıkları önlerler. Yapıldığı derinin gözenekli özelliğinden dolayı teri dışarı atarak ayakların nefes almasını sağlarlar. Bu özelliğinden dolayı da parmak arası pişik ve ayak kokusu yapmazlar. Bir anlamda günümüz ayakkabı sanayisinin piyasaya sürdüğü nefes alan ayakkabı teknolojisini atalarımız 100 yıl önce yakalamışlardı diyebiliriz. Yemeninin diğer bir olumlu ve önemli özelliği de kısa süre içerisinde ayağın şeklini alarak ortopedik hale gelmeleridir.

    Yemeni çeşitlerine kısaca değinelim. Şekil bakımından “Burnu Sivri” “Merkup” “Kulağı Uzun” “Eğri isimli” ve “Halebi” olmak üzere 5 çeşidi vardır. Merkup modeli diğerlerinden biraz daha lüks olduğundan genellikle şehirlerde tercih edilen bir yemeni türüdür. Sivri burunlu olanlar ise ziyadesiyle köylerde giyilirdi. Merkup yemeninin Halep kökenli olduğunu biliyoruz. “Halebi” modelinin yüz kısmı yüksek olup ayağı bileğe kadar örter. Merkup modelinde ise yüz kısmı daha kısadır. Arka ve yan tarafları aynı hizada olup kulak kısmı bulunmaz. Burun bölgesi yuvarlak ve düzdür. Bu yemeniler yine şehirlilerin tercih ettiği modellerdi. Burnu sivri modellerinin burun kısmı sivri ve yukarı doğru kıvrıktır. Halebinin yalnız gön kısmı kıvrık olduğu halde burnu sivri modelinde yüzün sahtiyan kısmı da birlikte kıvrılmıştır. Köylerde daha çok kullanım alanı bulmuştur.

    Simdi yemeni modellerini sıralayalım.

    Mor deriden olanlar : Annubi
    Siyah deriden olanlar : Merkup Atıncalı Pantof ve Kulaklı
    7 yaş grubu içi : Küçük Hasbe
    9-10 yaş grubu için : Büyük Hasbe
    34-35 numara olanlar için : Bostane
    36-37 numara olanlar için : OrtaAyak
    38-39 numara olanlar için : Zegender
    40-41 numara olanlar için : Ges
    42-43 numara olanlar için : Lorba
    44 numara olanlar için : Uzger
    45 numara olanlar için : Uluayak

    45 den büyük olanlar ise Zelber diye renklerine ] büyüklüklerine ve şekillerine göre adlandırılırdı. Bu listedekilere ek olarak “Metelik” “Vastani” ve “Halebi” gibi yemeni çeşitleri de sayılabilir.
    Yemenicilik zanaatı kalitesiz deri aşırı işçilik ve fiyat artışı plastik ayakkabıların ucuz oluşu vb. nedenlerden olumsuz etkilenmiş ve gerek mesleğe gerek yemenilere olan ilgi azalmıştır. Bugün itibariyle Gaziantep ve Kiliste yemeni dikmeye devam ettiği bilinen yalnızca iki usta kalmıştır. Bu ustalar da diğer son ustaların dediği gibi eleman ve malzeme sıkıntısı çektiklerini söylemekteler. Ürettiklerini satmakta zorlandıklarını satsalar bile değerinde satamadıklarını söylüyorlar.

    Tamamı el emeğine dayanan bu meslek ustaları şimdi yalnızca halk dansları yapan gruplara ve meraklı turistlere de yemeninin minyatürünü dikmekle yaşamaya çalışmaktadırlar.Gaziantep Üniversitesi 1992 de kurduğu Gaziantep el sanatlarını koruma ve geliştirme merkezinde Sedef Kakmacılığı Kutnu Dokumacılığı Aba Dokumacılığı Kilim Dokumacılığı ve Yemeniciliği yaşatmaya ve ileri nesillere aktarmaya yönelik çalışmalarını sürdürmektedir.

    - Sayın ustam bize kendinizi ve yemeniciliğe başlama serüveninizi kısaca anlatır mısınız?
    - Yemeniciliğin bizim ailede yaklaşık 130 yıllık bir geçmişi var. Gaziantepte ise yemenicilik tarihinin 150 yıllık olduğunu biliyoruz. Demek ki bu meslek Antepe geldiğinden beri ailem yemenicilikle uğraşıyor. Şimdi son kuşak olarak ben icra ediyorum. Ama sanırım benden sonra da çocuklarım yapacak. Zira onlara şimdiden belletmeye çalışıyorum. Yani yemenicilik bizim aile mesleğimiz olmuştur ve gücümüzün yettiğince de sürdürmeye çalışacağız. Yemeni nedir? Yemeni ayağa giyilen çarık terlik sandalet gibi ayakkabıların genel ismidir. Daha önceleri kırmızı ve siyah olarak imal ediliyordu. Biz şimdi buna çok çeşit renk kattık. Yemenicilik sadece Antepe has bir meslek değildir. Araştırmacıların bize anlattıklarına göre yaklaşık olarak 650-700 yıllık bir geçmişi var. Yemenden geldiği tahmin edilmektedir. Ve bunu ilk yapan kişinin adı da Yemeni Ekber olduğu söylenmektedir. Ama zaman içerisinde Anadoluya gelmiştir. Geçmişte Osmanlı giyimine baktığımızda ayakkabılarının yemeni tarzında olduğunu görmekteyiz. Biz kısaca buna Osmanlı-İslam sanatı diyebiliriz. Yukarıda belirttiğim gibi bu sadece Gaziantepe mahsus bir şey değildir. Adıyaman Şanlıurfa Kahramanmaraş Hatay Adana gibi illerin bazı bölgelerinde halen kullanılmaktadır. Fakat zaman içerisinde el mesleklerinin ölmesiyle birlikte bu bölgelerde yeni ustalar yetişmeyince yok olmaya yüz tutmuştur.

    Çocukluğumdan beri bu mesleği yapıyor olmama rağmen 20 yıl önce bıraktırmak için babama epeyce baskı yapmıştım. Hatta babamdan ayrılıp çeşitli işler yapmayı denedim. Ama olmadı. Galiba bu meslek bizim genimizde var. Sonunda yine yemeniciliğe döndüm. Biz de; madem bu meslek bizi bırakmıyor o zaman çağın gereklerine göre geliştirerek yapalım dedik. Evvela usta babadan destur alarak geçmişte bulunan ve unutulmaya yüz tutmuş modelleri yaptım. Sonunda bunun daha da geliştirilmesi gerektiğine inanıyordum. Babama bunu neden sadece siyah ve kırmızı yapıldığını başka renklerin de olması mümkün olur mü diye sormuştum. Olabilirliği konusunda izin aldıktan sonra yeşil ve sarı renkleri denedim. Çok beğenildi. Yeni renk ve modellerde yemeni yaptığımızda talep daha da arttı. Hatta müşteri bu çeşitliliği görünce bize model ve renk konularında önerilerde bulundu.
    .
    Örneğin bölgede çekilen bazı dizi filmlerin kotsum tasarımcılarıyla oturup çalışma yaptık. Onların istedikleri modellerde yemeni ürettik. Bu bizim ufkumuzu daha da genişletti. Bu arada Muğlada ki bir müşterimiz bizden aldığı ürünleri yurt dışına gönderiyormuş. Bunlar “Harry Potter” filminde kullanılmış. Bundan esinlenen daha geniş prodüksiyonlarda bize taleplerde bulundular. Bizden değişik modeller istediler. Bizde onların isteği doğrultusunda 1500 çiftin üzerinde ürettik ve gönderdik. Ayakkabı imalatında dünyaca söz sahibi olan Fransa İspanya İtalya otantik ayakkabı üretiminde önemli bir yeri olan Fas gibi ülkeler ve önemli firmalarından ziyade bizim ürettiklerimizin seçilmesi bizi hem onure etmiştir hem de bize güven duygusu vermiştir. Filmlerde yemenilerimiz kullanılınca yeniden ilgi çekmeğe başladı. Önceleri yaşlı ve fakir insanların giydiği yemeniyi şimdilerde gençler ve sosyal düzeyi yüksek olan çevrelerce de kullanılmaktadır.

    - İmalatını yaptığınız bazı modellerde çeşitli motif ve desenle görüyorum. Bunların herhangi bir anlamı var mıdır?
    - Bunların herhangi bir anlamı yok. Bu modellerin çoğu bizim düşüncelerimizin ürünü. Yani bizim icadımız. Zaten hepsini tescil ettirip patentini aldık. Dediğim gibi daha önceleri yemeni sadece siyah ve anobi dediğimiz hardal kırmızısı renginden oluşan klasik görünümdeki modelinden oluşuyordu. Zaten bu tekdüzelikten dolayı yeni nesil tarafından rağbet görmemişti. Şimdi 25 ürünümüzün model ve tasarım patentini tescil ettirdik. Bunların hiçbir tarihsel kültürel ve otantik yanı yok tamamen içimizden gelen motif ve desenlerdir. Birde müşterilerimizin belirledikleri…

    - Gerçi siz aile içerisinde gelmişsiniz buna rağmen meslek ile ilgili olarak sizin ve ustanız olan babanız arasında çıraklık kalfalık ilişkisi oldu mu? Bununla ilgili anılarınız var mıdır?
    - Babamın zamanında yemeni çok daha özeldi. Ve seçkin insanlar giyerdi. Dolayısıyla babamın çok seçkin müşterileri vardı. Doğrudur babamla pek çıraklık kalfalık ilişkisi yaşamadım ama bu anlamda çok dersler aldım. Şimdi hala yeni modeller geliştirdiğimizde bile onu babamıza gösterip ondan destur alıyoruz.

    Örneğin yemenicilikte devrim sayılabilecek değişik renk ve model geliştirme isteğimizi babama önerdiğimde buna pek sıcak bakmamıştı. Ama modeller çıkınca onları çok beğenmiş ve üretime geçmemiz için izin vermişti. Biz de değişik renk ve modelleri üreterek bir tabuyu yıkmıştık…
    Ailenin içerisinde olduğumdan dolayı başımdan meslekle ilgili pek önemli bir olay geçmedi. Ama dedemin ve babamın başından geçen meslekle ilgili bir anıyı size anlatayım. Büyük dedem Yemene askere giderken Trablusgarpta tren mola verir. Orada Antepli bir tanıdığıyla karşılaşır ve sohbet ederler. Bu esnada tren Yemene doğru hareket eder ve büyük dedem orada kalır. Askerliğini de ayakkabı tamircisi olarak orada tamamlar. Bu arada o trenle yemene gidenlerin hiçbiri geri dönmez. Askerlik bitip Gaziantepe
    geldiğinde hastalanır ve fazla yaşayamaz. Ailenin geçimi eşine ve küçük yaştaki çocuklarına kalır. Onlarda evinde imal ettikleri yemenileri satarak geçimlerini sağlamak isterler. Ancak ürettikleri yemenilerini ustası belli olmadığı için kimse almaz. Bunun üzerine büyük nenem o dönem yemenicilikte söz sahibi olan Ahü ustanın yanına gider ve kendisini tanıtır. Ahü usta büyük dedemin hatırına çocukları yanına almış sınavdan geçirmiş ve onlara icazet vermiş. İlk defa Ahü usta gibi bir otorite bu konuda icazet vermiş ve piyasaya tanıtmış.
    Dolayısıyla dedem mesleği devam ettirmiş sonra babam ve son olarak da ben…

    - Mesleğinizi seviyorsunuz peki bir gelecek görüyor musunuz?
    - Evet. Biz küçükken ilk okula falan giderken babamızın mesleğini söylemeye utanırdık. Çünkü o zamanlar yemenicilik işiyle uğraşanlar küçümseniyor hor görülüyordu. Ama şimdi biz gururla yemenici olduğumuzu söylüyoruz. Hatta babamın adıyla “yemenici Hayri usta” diye marka olarak adımızı tescil ettirdik. Ve dünyanın bir çok ülkesine film setine aktörüne yemeni gönderiyoruz. Yani göğsümüzü gere gere mesleğimizi söylüyoruz.

    Tabi mesleğimizin gelecek vaat ettiğine inanıyorum. Çocuklarım şimdilik okula gidiyor. Ama boş zamanlarında gelip yanımızda çalışarak en azından işe aşinalığı öğreniyorlar. Çocuklarımın yeğenlerimin bu mesleği sürdürmelerini istiyorum.
    - Ayakkabıda fabrikasyon üretimin yaygın olduğu günümüzde yemeniciliği ayakta tutmak ve sürdürebilmek zor olmayacak mı?

    - Biz sanat yapıyoruz. En güzel kondura bile hiçbir zaman asla bir yemeni yerini tutamaz. Medeniyet ne kadar gelişirse gelişsin her zaman yemeni giyecek birileri olacaktır. Zaten folklorik bir değer olduğundan bu halk yaşadıkça bununda yapılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Bugün birçok halk oyunları ekibine film setine yemeni yetiştirmeye çalışıyoruz.

    - Birazda bize kullandığınız deri çeşitlerinden varsa özel aletlerinizden malzemelerinizden bahseder misiniz?
    - Kullandığımız derinin tamamı doğal deridir. Yani suni deri falan değildir. Tabii bunu işleyiş biçimimiz farklıdır. Kendi tekniklerimiz var ona göre işliyoruz. Mesela alt tabada kullandığımız kösele olarak işlenen hakiki manda derisidir. İçerisine dana veya manda derisinin incesini iç taban olarak kullanırız. Yüzde ise işleniş durumuna göre manda yada dana derisinin yanı sıra keçi derisi de kullanıyoruz. Fakat hiçbir zaman koyun derisi yüzde kullanılmaz. Çünkü koyun derisi esnek yani sünerlidir ve dayanı
    klı değildir. Koyun derisi çoğunlukla astar olarak kullanılır. Ancak daha önceleri deve at ve eşek derisi de kullanılıyormuş.

    İplerimize gelince; kullandığımız iplerin tamamı bal mumu ile sıvanmış pamuk ipliğidir.
    Alet olarak pek özel sayılabilecek bir malzememiz yok. Yeri geldiğinde makas çekiç pense ve sair kullanabiliyoruz. Fakat genel anlamda kullandığımız aletler; kalıp ıstampa muşta keski ve benzeridir.

    - Kullandığınız malzemeleri kendiniz mi hazırlıyorsunuz?
    - Tabi. Kesinlikle ham deriden başlayarak yemeni olana kadar ki bütün aşamalarında kullandığımız malzemeleri biz yapıyoruz. Hatta aldığımız doğal deriyi geliştirdiğim tekniklerle kendim boyuyorum. Taş boyalardan meydana getirdiğim özel renklerim var…

    - Bize bir yemeninin deriden başlayarak yemeni olana kadar ki aşamalarını anlatır mısınız?
    - Önce derinin nevisini belirleriz. Yani hangi deriyi kullanacağımızı. Sonra kaç numara yemeni yapacağımızı… Bu çok önemli. Çünkü yemeninin taşıyacağı ayak kişinin ağırlık durumuna göre deri belirlenecektir. Eğer büyükler için yani 42-43-45 numara yemeni yapılacaksa derisi mukavemetli kalın daha küçük numara yapılacaksa ince yerinden seçilir. Tabi bu kesilirken de sayanın durumu göz önünde bulundurulmalıdır.

    Kulanım yerine tipine ve kalıbına göre saya kesildikten sonra montaj aşamasına geçilir. Yüzünün montajı bittikten sonra içine kullanılacak astar ve taban derisi kesilir ve hazırlanır. Montajı bittikten sonra dikimi yapılır ve kalıba alınır. Yaklaşık olarak bir gün kalıpta bekletilir. Kalıptan alınır son temizliği ve rötuşları yapılır.

    - Bir çift yemeniyi kaç saate veya günde yapıyorsunuz?
    - Bir çift yemeni için çalışırsak bizde yarım günlük işi var. Ama biz önceden parçalarını hazırlıyoruz ve seri üretime geçiyoruz. Böylece günde 70-80 çift imal edebiliyoruz.

    - Şu an Gaziantepte kaç yemeni ustası ve imalathanesi bulunmaktadır?
    - Şimdi burada çok hassas bir şey söyleyeceğim. Bizde bir deyim var ekmeği ekmekçiye ver üzerine de bir ekmek parası fazladan ver. Diyeceksin ki bu söz niye Gaziantepte bir meslek tutuldu mu bilen bilmeyen her kes o işi yapmaya başlar. Bir zamanlar yemeniciliği hor görerek bırakan ve ayakkabıcılığa başlayan bir çoğu yeniden yemeni yapmaya başladı. Oysa biz beş kuşaktır bütün zorluklara rağmen direnerek sürdürmeye çalışıyoruz. Benim gayretlerimle yemeni yeniden tutulunca ve revaca gelince ayakkabıcıların
    çoğu yemeni yapmaya başladı. Ama iddia ediyorum Gaziantepin tek yemeni ustasıyım.

    - Yemeniciliği sizden sonra sürdürebilecek yeni ustalar yetiştiriyor musunuz?
    - Elbette yetiştiriyorum. Şuan iki imalathanem bir teşhir salonu ve iki satış mağazamız var. Şehir dışında ve yurt dışında büyük ilgi görüyoruz ve ciddi talepler alıyoruz. Tabi bunun için kalifiye eleman gerek. Bizde öncelikle aile içerisinden olmak üzere eleman yetiştiriyoruz.
     

Sayfayı Paylaş