Ezel Roz Manaz Şiirleri

mine

Demirbaşlardan
5 Mayıs 2008
1.902
106
113
41
ankara
Tuttuğu Takım
GALATASARAY
Aynı şarkılarda ağladık, aynı gecelerde sabahladık, aynı su'dan içtik, aynı ekmekten yedik.
Aynı duraklarda bekledik, aynı yağmurlarda ıslandık, aynı günlere uyandık, aynı şehir efsanelerini dinledik, aynı otobüslere bindik.
Aynı yollardan geçtik, aynı filmleri izledik..
Aynı günlerde aramadık birbirimizi, telefonun ucunda, köşe başında, durakta..
Biz aynı şeyleri yaşadık, aynı şeyleri unutamadık..
Vesaire, vesaire, vesaire..
Biz bir dönem birlikte yaptığımız şeyleri ayrı ayrı yapmaya devam ettik, kısaca yaşamaya..
Yaşama yapışamamaya..
Bir süre sonra birlikte yapmayı hayal ettiğimiz, ama sadece hayal ettiğimiz her şeyi, yine aynı zamanlarda ayrı ayrı yaptık.
Ben inat dedim.
Sen gurur yaptın.
Aşk'ın adı kaldı yalnızca, asılı, havada..
Ezel Roz Manaz


Bıçak bu gece de iyi.

Beni merak etme, iyiyim.
Masamı mumlarla süsledim, vanilyalı tütsüler yaktım, biraz şarap içtim, sezen ağır söyledi yine, ben ağladım biraz.
Bazen tutamıyorsun işte, gözünün yaşını, sesinin çatalını, içinde ansızın peyda olan patlamaların tüm vücuduna sızmasını, sırtına binen ejderhaları.
Biraz endişelendim kendim için, korktum mutfak çekmecesinde duran bıçaklardan, kırılmaya müsait bardaklardan, babamın sakalına değmiş jiletlerden, soğuktan, gök gürlemesinden, ben kendimi yalnız bulup durmamla yüzleşmekten korktum biraz, Sezen'den korktum, geceden korktum.
Ama iyiyim, merak etme.
Adını anmayı, seni anlamayı rafa kaldırdım.
Bravo mu bana?
Nasıl mı yapıyorum, aslında yapamıyorum, yapabiliyormuşum gibi davranıyorum.
Bir fabrika işçisinin, ustasının başına geldiğinde gösterdiği performansın aynı yaptığım, aynı tedirgin gülüş, aynı telaş, aynı korku, aynı endişe, aynı yaşam..
İyiyim işte, evdeyim, yazıyı bıraktım bir yerde, kahveye başladım şimdi, her şeyi bir yerde bırakmak lazım geliyor bazen.
Hiçbir şeyin ait olduğu sabit yerler yok halen gözümde.
''Herkes, her şey dilediği, istediği yerde dursun'' inceliğini kendime gösteremesem de, ben iyiyim.
Öyle diyorum.
Adımı sorsalar, iyiyim diyorum, öyle ezbere iyiyim.
Ezber kötü bu yüzden.
Ben iyiyim ama, merak etme.
Leonard cohen'i sevmek için iyi olmaya gerek yok diyorum Aslı'ya, iyisin ama diyor.
Öyle üzerime yapıştı leke gibi, iyiysem sorun yok, herkes iyiyse sorun yok, herkes iyiymiş gibi görünebiliyorsa sorun yok.
Bir şarkı açalım, bir sigara yakalım, geceye dayayalım sırtımızı, alnımıza melankoli biraz, kimse görmüyor, herkes uyuyor, yazının önü açık, her şeyi yazabilirim ama iyiyim, bu yüzden yazamam.
Yazarsam kötü olurum, barışırım korktuğum ne varsa hepsiyle bir bir.
Yazamam, kalem cesur, kalem korkusuz, kaybedecek hiçbir şeyi yok, kanından başka.
Bu yüzden yazamam, kalem kötü tükenmesin diye yazamam.
Kötülüğümden değil, iyiyim ben.
Yazamam, kalem kırıklığı yazamaz, keskinliği yazamaz.
Ancak bir bıçak anlatabilir beni, teninde bir yerine denk düşerse senin.
Ben bıçaktan korkarım, böylelikle kendimden.
Ama iyiyim..
Biliyorum, merak etmiyorsun ama, bıçak bu gece de iyi..
Ezel Roz Manaz

Güven'me.

Önce insanlara güvenmeyi öğrendim.
Sonra, bunu bir daha yapmamam gerektiğini..
Ezel Roz Manaz

Karşılaşmak seninle,ne güzel..
Seninle karşılaştık bir gün, yüzüme renk geldi, güzelleştim, imanım kuvvetlendi.
Rabbim dedim, kader ne güzel, bu ne güzel bir kader, bu ne güzel kader örgüsü..
Alnıma çok yakıştı..
Rabbim dedim, içimde çağlayan ırmaklar, tomurcuklar, filizlenmeler..
Ne güzel..
Rabbim dedim, hikmetinden sual olunmaz, kavuştursan da şükür, koparsan da tırnaktan eti.
Ama rabbim dedim, bu ne güzel bir doğum hediyesi, sebeptir bu dedim, yaşamaya..
Elimi yüzümle yıkadım, dilimi adınla..
Ya Allah dedim, başlarken sana yaşamaya..
Ezel Roz Manaz
 
Keşke ''keşke'' dilimize çok tuhaf ve yabancı gelen bir sözcüğe benzese.

Keşke dünya hakikaten küçülse de biraz, gözlerimizin değmeye muhtaç olduğu kişilerle karşılaşabilme ihtimalimize biraz olsun inanabilsek.
Keşke yazıma değen istihzayı fark etse biri.
Keşke bir zamanlar benim de küçük bir kız çocuğu olduğumu biri bana hatırlatsa, keşke yetişkin tavrımızdan biraz uzaklaşıp, pamuklu şeker yesek, ne bileyim işte, bir şeyler için ağlayıp beş dakika sonra, o üzüntüden millerce ötelerde kumdan kaleler yaparken bulsak kendimizi.
Keşke bir şeyler, geçmesini arzu ettiğimiz vakitlerde geçip gitse, daha kolay olurdu yaşamak, daha derin nefesler alabilirdik zannımca.
Keşke biri benden mütemadi kaygımı söküp alsa.
Keşke yaptıklarımdan çok daha fazlasını becermiş olsam da gırtlağıma yapışan bu başarısızlık hissi beni zaman zaman gece uykularımdan etmese.
Keşke sol omzumda benimle ikamet eden melek, ben hataya düşmeden evvel, ikaz etse beni, bana yapmayı, söylemeyi düşündüğüm şeyin, defterimde şık durmayacağını söylese.
Keşke bu kadar erken ağlamasam, keşke bu kadar geç kalınmasa bana, keşke ben sonsuza kadar bekleyecek sabra sahip olabilsem, bazen.
Keşke kapıları aralık bırakmadan çarpıp çıkmasam, kapı pervazları incinmese mesela.
Keşke aralık bıraktığım her kapıyı da kendime gözdağı veriyormuşum gibi algılamasam, keşke biraz yumuşak, hafif, naif olsa yaşamak, bu kadar ağır ağır binmese filler sırtımıza.
Geceleri uyuyarak geçirsek, sabah neşeleri biraz da bizim olsa, kahvaltı etmeyi sevsek, gururdan taç yapıp başımıza taksak, simit peynir yesek, domatesten nefret etmeyi bıraksak, kırmızıdan korkmasak.
Keşke biraz daha büyümesek.
Keşke ben de sezen aksu gibi ''gelsin, hayat bildiği gibi gelsin..'' diyebilme gücüne sahip olabilsem.
Keşke ''keşke'' dilimize çok tuhaf ve yabancı gelen bir sözcüğe benzese.
Ezel Roz Manaz
 
Kırık

Yaşamımı kırdılar benim
Uçurtmamı vurdular
Renkli kalemlerimi çöpe attılar.
Ben de bilirdim oysa, boyamayı
Yeri
Göğü
Kaderi.
Ezel Roz Manaz

Kış üşümesi.
Hani olur ya,bana gelmeye kalkışırsın bir gün..
Korkma!
Kalkış..
Sonra gitme..
Kal..
Kış dışarısı..
Üşürsün..
Ezel Roz Manaz

Kimse bilmiyor bazen kendi nedenini.

Gecenin koynuna girdim usul usul, ve payıma düşen kederi aldım, durdum biraz, bıraktım öylece geceyi, geçsin dedim, geçecek çünkü, hep böyle geçiyor, bu oluyor çünkü.
Müezzin gecenin bittiğini haber veriyor önce, alınlar secde görüyor bazı evlerde sabah ışıkları yanarken.
Bazı ışıklar geceden açık, biraz keyfe keder içilmiş, ağlanmış, sızılmış koltukta, kemikleri tutulmuş, gecesi tutulmuş kimisinin.
Tan ağarırken, kuşlar selamlaşıyor, gökyüzünde şenlik var hep, bizim için değil muhakkak.
Yeryüzünde keder var bizim için olan, yorgunluk var, illallah yaka silkmek var gün'e, insan'a, yaşam'a.
Sabahın ilk ışıklarında simitçi amcalar köşe başlarında yerlerini alıyor ve bıyıklı yorgun babalar güne bir sıfır yenik başlayıp simit yiyorlar.
Belki simiti seviyorlar, belki evlerine filler girmiştir geceden açılmıştır eşleriyle araları, belki kadınlar kötüdür, belki de kocalar karılarına aynadır, belki bir şeyler yürümüyordur da kolu komşu, aile, genel çevrenin dili protez olmuştur evliliğin yürümesine ''olur öyle olur'' diye diye 7 yıl geçmiştir, 13,21 bazen 35, ölene dek sürer gider bazen huzursuz sabah sendromları.
Saygı bir yerde kendini imha eder çünkü, saygının en hakikatli düşmanı dil'dir ekseriyetle.
Bir kez olsun dil'e değmeyiversin bir ah, bir öfke, bir küfür, bir kırık cümle..
Kadınlar kırılıyor, adamlar kırılıyor, çocuklar kırık büyüyor, kırıklık büyüyor, yaşam azalıyor, zaman tükeniyor ve her şey ve herkes birer birer ölüyor.
Şarkılar da bitiyor, şiirler kısalıyor, geceler uzuyor, sigara izmaritleri kül tablalarında yerlerini alıyor, kokusu duvarlara, perdelere siniyor sigaranın, kahveler soğuyor bir dalmışlıkla, birilerinin elleri üşüyor, yastığına çiğ düşüyor birilerinin, birileri sorguluyor sürekli, ''neden''i..
Dünyanın en masum sorusudur; Neden?
Ben bilmiyorum.
Kimse bilmiyor bazen kendi nedenini.
Biraz saçımızı çok sevgili bir el okşasa geçecek, bir çene öpüşüyle son bulacak tüm endişeler, tüm korkular, nedeni sorgulanmayacak varoluşun, eksilişin, fazla gelişin, gelişi güzelin, kalışı tüm çirkinliklerin..
Bir sabah güneş'e reverans yapacağız, bir gün.
Güneş batarken tepelerin ardından, el sallayacağız gülümseyerek güneşe, tepelere, ışıklarını yakan evlere, gece kuşlarına, çünkü umut böyle söylüyor.
İçimizde zamana karşı akan ırmak bize aynen böyle söylüyor, dilimize değmese de bu böyle.
Umut içe siniyor çünkü, bekliyor insan bekliyor, bekliyor ve bekliyor..
Başka çaresi yok çünkü kimsenin, kimse beklemeyi sevmiyor ama herkes bekliyor o neşeli sabahlara ''Merhaba'' diyebilmeyi..
Ölmeyi, yaşamayı, gidebilmeyi, bir dudak hareketini bile bekliyor işte insan, tüm acziyetiyle, herkes birbirinden bir şeyler..
Çünkü bunu ben değil, bunu herkes biliyor;
Yaşama da, ölüme de başka bir yolun, beklemekten başka bir çarenin olmadığını herkes biliyor..
Ezel Roz Manaz